Çağımızın önemli felsefecilerinden Alain De Botton’ın kitabının adı Statü Endişesi (Status Anxiety). Botton, statü kaygısının ömrümüzün hemen her anına sirayet ettiğini, ne kadar inkâr etsek de ruhumuzu her an kemirdiğini belirtiyor. Kabul edelim ki, çoğumuz modern toplumun hiyerarşi basamaklarını en zahmetsiz ve en hızlı şekilde çıkmak için can atıyoruz. Aciziz. Acizliğimiz tam da bu hiyerarşi kriterlerinin kucağına kendimizi sorgusuz sualsiz bırakmamızdan kaynaklanıyor.
Kişisel gelişim kitaplarında bize dayatılan statü kriterlerini verili kabul ediyoruz. Tüm çabamızı bu verili statü kriterlerine kurban edip, sevinçlerimizi ve üzüntülerimizi bu kriterleri yerine getirme derecesine göre ölçüyoruz. Gittiğimiz yolun doğruluğunu sorgulamadan çoktan yola koyulmuş oluyoruz. Günün sonunda, sonu gelmez bir stresin içinde debelenen, durmadan koşturan, bir şeylere ulaşmaya çalışan ve sürekli bir şeyleri erteleyen kişiler oluyoruz.
Toplumun Statü Kriterlerinin Kölesi Olmak
Gelin, modern toplumun statü normlarına nasıl tutsak olduğunuzu bir örnekle test edelim. Bir an için bir TV kanalında ‘başarılı’ kabul edilen insanların davet edilip hayat hikâyelerinin anlatıldığı bir programın yapımcılığını üstlendiğimizi farz edelim. Kimleri çıkarırız programa? Kuş uçmaz, kervan geçmez bir köyde bağ bahçe işleriyle uğraşan, kendi halinde bir köylüyü çıkarır mıyız mesela? Muhtemelen kurumsal bir şirketin CEO’sunu çıkarmak isteriz programa. Bu CEO, hangi zorluklarla o makama geldiğini anlatacak, yaşadığı acı ve sıkıntıları dile getirecek, işi gereği her an stresle mücadele ettiğini vurgulayacaktır. Yani ‘başarılı’ kabul edilen bu kişi, sıkıntı ve stresten başka bir şeyden bahsetmeyecektir. Kafasındaki sakin ve huzurlu hayat yalnızca emeklilik hayallerinde yer bulabilecektir.
Oysa aynı programa çıkacak bir köylü, CEO’nun anlattığı sıkıntı ve stresten asla bahsetmeyecektir. Onun toplumsal hiyerarşinin basamaklarını tırmanmak için erteledikleri yoktur. Ne dibe vurma korkusu, ne de emekliliğe ertelenen hedefler… Bizlerin bir gün mutlaka sahip olma hayaliyle yanıp tutuştuğumuz metalara sahip olmanın aslında o kadar da önemli bir şey olmadığını kanıtlamaktadır yaşayışıyla.
Gerçek Başarı Nedir?
Bir tarafta mutluluğa ulaşmak için birçok metaya sahip olması gerektiğini düşünen, bunlara ulaşmak için türlü acı ve sıkıntı çeken, üstelik bunca çabaya rağmen mutluluğunu emeklilik sonrasına erteleyen insanlar… Diğer tarafta ise mutluluğun bir şeylere sahip olmakla alakası olmadığı sonucuna belki de bilinçsiz bir şekilde ulaşan, dibe vurmak, elindeki her şeyi kaybetmek gibi riskleri hayatında barındırmayan, bir şeyleri ertelemeden huzuru yakalayan, iki cümlesinden biri şükretmek olan bir köylü…
Yolun sonunda ulaşılması gereken nokta mutluluk ve huzur değil mi? Bu noktaya, hem de metropol hayatının sıkıntı ve stresine katlanmadan ulaşmış insan bu amacı yerine getirmiş olmuyor mu? Bu noktaya tüm çabasına rağmen ulaşamamış insanlara başarılı, sıradan hayatını devam ettirerek bu noktaya çoktan varmış insanlara başarısız dememizin sebebi nedir? Bu noktada kimi başarılı kabul etmeliyiz? CEO’yu mu, yoksa CEO’nun emeklilik sonrası ulaşmak istediği huzura hâlihazırda ulaşmış köylüyü mü?
Dahası, başarılı kabul edilmenin kriterleri yer ve zamana göre de değişkenlik göstermekte. Bugün bir Afrika kabilesinde ve ABD’nin Silikon Vadisi’nde başarılı kabul edilmek için yapılması gerekenler aynı mı? Mezarlıklar, binlerce yıl öncenin kriterlerine göre göz kamaştırıcı başarılar elde edip bugün unutulan insanlarla dolu. O dönem başarı kabul edilen şeyler, bugün kaç kişi tarafından bir başarı olarak görülür?
Dolayısıyla, yere ve zamana göre bu kadar değişkenlik gösteren, bizi sıkıntı ve stres dolu bir koşuşturmaya mahkûm eden statü kriterlerine esir olmaya gerek yok. Gerçek başarı, başkalarının yazdığı senaryodaki rollerimizi uygulamak değil, kendi yazdığımız senaryoya güzel bir mutlu son eklemekten ibaret. John Maynard Keynes’in de dediği gibi, uzun vadede hepimiz ölmüş olacağız. Ve unutmayalım ki mezar taşlarımızda profesyonel özgeçmişlerimiz, şatafatlı unvanlarımız yazmayacak.
Burak BAŞKAN
28.01.2016


Yorum yazabilmek için oturum açmalısınız.